İçeriğe geç
ZEKASTRAKids
Haritaya dön

8 resimli kitap · 89 resimli sayfa

Hikâye Feneri

Fenerin en tepesinde Piko ve arkadaşlarının bir hikâye kütüphanesi var. Bir kitap seç: Piko sesli okusun, okuduğu her kelime ışıl ışıl yansın. İstersen kendin oku.

  • Kelimeye dokun, sesini duy
  • Sonunda üç küçük soru
  • Biten her kitaba yıldız
zzz

Bir kitap seç

3–5 yaş Minik yıldızlar

6–8 yaş Kâşifler

9–10 yaş Kaptanlar

Hikâyeleri oku

Raftaki her kitap, sayfa sayfa.

Fıstık'ın On Palamudu 3–5 yaş

  1. Yapraklar dökülüyor, sarı sarı, kırmızı kırmızı. Fıstık'ın sepeti bomboş.

  2. Koca meşenin dibinde bir palamut! Tıp! Sepette bir palamut.

  3. Piko çimenleri gösteriyor. İki palamut daha! Tıp, tıp! Say bakalım: üç!

  4. Tosbi dere kenarında iki palamut bulmuş. Tıp, tıp! Say bakalım: beş!

  5. Hece dalından sesleniyor: “Yapraklara bak!” Üç palamut saklanmış. Tıp, tıp, tıp! Say bakalım: sekiz!

  6. Ritim göletten kollarını sallıyor. İki parlak palamut yüzüp geliyor. Tıp, tıp! Say bakalım: on!

  7. On palamut! Sepet ağzına kadar dolu. Fıstık sepete sımsıkı sarılıyor: “Hepsi benim!”

  8. Aaa, bu kim? Kirpi Hedgie! Karnı gurul gurul ötüyor.

  9. Fıstık sepetine bakıyor. Sonra arkadaşlarına bakıyor. Hımm...

  10. Bir sana, bir sana, bir de sana... Herkese bir tane! Dört tane de kışa kaldı. Paylaşınca palamut daha tatlı.

Ritim Denizi Boyuyor 3–5 yaş

  1. Koyda deniz bugün gri mi gri. Ahtapot Ritim iç çekiyor: “Ne kadar gri!”

  2. Ritim'in sekiz kolu var, sekiz de boya kabı. Daldır, şap şap!

  3. Kırmızı yengece. Turuncu deniz yıldızına. Daldır, şap şap!

  4. Sarı balığa. Yeşil yosunlara. Daldır, şap şap!

  5. Mavi dalgalara. Mor deniz kabuklarına. Daldır, şap şap!

  6. Pembe de Ritim'in yanaklarına! Yedi kol boyandı. Bir kol boşta kaldı.

  7. “Şimdi hangi renk?” diye düşünüyor Ritim. “Boya kabı kalmadı ki!”

  8. Piko küçük kayığıyla geçiyor. “Ritim, deniz ne güzel olmuş!”

  9. Ritim son kolun ne işe yaradığını artık biliyor. Boyaya değil, kocaman bir sarılmaya!

İyi Geceler, Fener 3–5 yaş

  1. Güneş denizin ardına batıyor. Adada uyku vakti.

  2. İyi geceler Fıstık, ağacının dibinde kıvrılmış. İyi geceler, pofuduk kuyruk.

  3. İyi geceler Tosbi, kabuğuna girmiş. İyi geceler, minik ayaklar.

  4. İyi geceler Ritim, dalgalarda sallanan. İyi geceler, sekiz uykucu kol.

  5. İyi geceler Hedgie, yaprakların altında. İyi geceler, yumuşacık dikenler.

  6. Hece'nin hiç uykusu yok. Baykuşlar gece uyanıktır! “Hu hu! Yıldızlara ben göz kulak olurum.”

  7. Piko fenerin merdivenlerini tırmanıyor. Bir basamak, iki basamak... ve kocaman bir esneme.

  8. Piko büyük lambayı yakıyor. Işığı denizin üstünde dönüyor da dönüyor.

  9. “İyi geceler, fener,” diye fısıldıyor Piko. Işık ona göz kırpıyor. Pırıl. Pırıl.

  10. Herkes uyudu artık. Bir fener uyanık, bir de Hece. İyi geceler, minik yolcu.

Harf Tohumları 6–8 yaş

  1. Rüzgârlı bir sabah Baykuş Hece kapısının önünde küçük, tahta bir kutu buldu. Kapağında BENİ EK yazıyordu. İçinde avuç avuç tohum vardı ve her biri bir harf şeklindeydi.

  2. “Harf tohumları!” diye öttü Hece. “Bunları bir kitapta okumuştum. Hangi kelimeyi ekersen o çıkarmış.” Piko'nun anteni heyecandan fırıl fırıl döndü.

  3. İlk Piko denedi. Toprağa A, Ğ, A, Ç harflerini dizdi, üstüne biraz su serpti. Bir ağaç öyle hızlı fışkırdı ki yaprakları hâlâ esniyordu.

  4. Tosbi'nin canı şekerleme yapmak istiyordu. Yavaş mı yavaş Y, A, T, A, K ekti. Biraz sonra yastığıyla, yorganıyla kocaman bir yatak bitti. Tosbi hemen içine kıvrıldı.

  5. Sıra Fıstık'a geldi. Fıstık'ın aklında tek bir şey vardı: balon! Kutuyu karıştırdı: B, A, L, O... N nerede? Beklemeye sabrı yoktu, eksik hâliyle ekiverdi.

  6. Toprak gümbürdedi. Bir anda bahçede renkli ışıklar yandı, davullar çalmaya başladı. Balon değil, BALO çıkmıştı! Fıstık kendini pistin ortasında dans ederken buldu.

  7. Herkes kahkahalarla güldü, en çok da Fıstık. “Tek bir harf,” dedi Hece, “balonu baloya çeviriverir.”

  8. Bu sefer hiç acele etmediler. Fıstık harfleri tek tek söyledi: “B... A... L... O... N.” Ve gökyüzüne doğru kırmızı bir balon süzüldü.

  9. Ritim baloda hâlâ dans ediyordu. “Ne olur kaldırmayın!” dedi sekiz koluyla birden alkışlayarak. “Her akşam balo olsun!”

  10. Akşam olunca kutuda bir avuç harf kalmıştı. Piko onları dikkatle seçti, bahçe kapısının yanına dizdi ve güzelce suladı.

  11. Ertesi sabah kapının yanında bir tabela bitmişti: A R K A D A Ş L A R. Her harfin üstünde bir çiçek açmıştı. “Kutudaki en güzel kelime,” dedi Hece.

Tosbi'nin Ayçiçeği 6–8 yaş

  1. Kaplumbağa Tosbi çimenlerin arasında bir tohum buldu. Siyah beyaz çizgiliydi, minicik bir zebra gibi. “Seni büyüteceğim,” dedi ona.

  2. Ön ayaklarıyla küçük bir çukur kazdı, tohumu içine bıraktı ve üstünü toprakla örttü. Fıstık kabuğunun üstünden uzandı: “Eee, şimdi ne olacak?”

  3. “Şimdi,” dedi Tosbi, “bekleyeceğiz.” Fıstık tam bir dakika bekledi. “Oldu mu?”

  4. Tosbi her sabah sulama kabıyla tohuma su verdi. Her öğleden sonra güneş toprağı ısıttı. Ama hiçbir şey olmadı. Fıstık sabırsızlıkla tırnaklarını tıkırdattı.

  5. Beşinci gün topraktan minicik, yeşil bir kıvrım çıktı. Sonra doğruldu ve iki yuvarlak yaprak açtı, uykudan uyanıp gerinen bir bebek gibi.

  6. Bir gece fırtına çıktı. Sabah baktılar ki ince sap eğilmiş. Kirpi Hedgie kırmızı atkısını çözdü: “Al, bununla bağla.” Tosbi sapı nazikçe bir çubuğa bağladı.

  7. Fide büyüdü de büyüdü. Önce Tosbi'yi geçti, sonra Piko'yu. Çok geçmeden Hece'nin en alçak dalına yetişti.

  8. Bir sabah tepesinde iri, yeşil bir tomurcuk belirdi. Tomurcuk her gün güneşin peşinden döndü: sabah doğuya, akşam batıya. Sanki gökyüzünde güneşi izliyordu.

  9. Sonra pırıl pırıl bir yaz sabahı açıldı: güneş kadar sarı, ortası tohum dolu kocaman bir çiçek! Adanın dört bir yanından vızır vızır arılar geldi.

  10. Sonbahar gelince sarı baş ağırlaştı ve eğildi. Ortasındaki tohumlar siyah beyaz çizgili olmuştu. Yüzlercesi vardı!

  11. “Tek tohumdan yüzlerce tohum mu?” dedi Fıstık şaşkınlıkla. Tosbi ağır ağır gülümsedi ve her arkadaşına bir avuç tohum verdi. “Baharda her birimiz bir tane ekeriz,” dedi. “Sonra da bekleriz.”

Hedgie'nin Dikenli Merhabası 6–8 yaş

  1. Bir sabah adanın küçük iskelesine bir kayık yanaştı. Kayıktan kırmızı atkılı, elinde bavulu olan ufacık bir kirpi indi. “Merhaba,” dedi utangaç utangaç. “Ben Hedgie. Çok uzaklardan geldim.”

  2. Fıstık ona hoş geldin diye sarılmak için koştu. “Ay!” Burnunu ovuşturarak geri sıçradı. Hedgie'nin dikenleri batmıştı.

  3. “Özür dilerim, özür dilerim!” dedi Hedgie ve top gibi büzüldü. Kirpiler tedirgin olunca dikenleri daha da dikleşir. Hedgie şimdi ayaklı bir iğnelik gibi görünüyordu.

  4. Öğle yemeğinde kimse Hedgie'nin yanına oturmadı. Aslında kimse kötü niyetli değildi. Sadece bu kadar dikenli birine nasıl yaklaşılır, bilmiyorlardı.

  5. Hedgie kumsalda tek başına oturdu ve bir çubukla kuma resim çizdi. Eski evini çizdi: bir bahçe, kırmızı bir kapı, kocaman bir ağaç.

  6. Ritim her zamanki gibi yakınlarda resim yapıyordu. Kumdaki çizimi görünce yanına süzüldü. “Çok güzel çiziyorsun,” dedi. “Benimle boyamak ister misin?”

  7. Hedgie daha önce hiç boya kullanmamıştı. Patisini maviye batırıp kâğıda bastırdı. Sonra aklına bir fikir geldi. Kâğıdın üstünde yavaşça yuvarlandı. Fış!

  8. Hedgie'nin yuvarlandığı yerde yüzlerce minik mavi çizgi vardı: yağmur gibi, çimen gibi, havai fişek gibi. Ritim'in gözleri kocaman oldu. “Böyle resmi kimse yapamaz!”

  9. Çok geçmeden herkes sıraya girdi. Hedgie, Fıstık'ın ayçiçeği tarlası için sarıya, Tosbi'nin çayırı için yeşile, Hece'nin gece göğü için mora bulanıp yuvarlandı.

  10. Fıstık yine yanına geldi, bu sefer ağır ağır. “Sana yine de sarılabilir miyim?” Hedgie gülümsedi ve dikenlerini yatırdı. Kirpiler kendini güvende hissedince dikenleri yumuşacık yatar.

  11. Fıstık ona usulca sarıldı ve hiç acımadı. O akşam resimleri iskele boyunca astılar, bir sonraki kayık görsün diye: yüzlerce dikenli renk, hep bir ağızdan merhaba diyordu.

Sönen Fenerin Sırrı 9–10 yaş

  1. Hikâye Feneri yüz yıldır her gece altın rengi ışığını denize salardı, tekneler evlerinin yolunu bulsun diye. Ama bu hafta tuhaf bir şey oluyordu. Işık gittikçe zayıflıyordu.

  2. Pazartesi gece yarısına doğru söndü. Salı saat on birde. Çarşamba ise saat onda ışık iyice cılızlaşmıştı. Piko her şeyi defterine yazdı. “Her gece bir saat erken sönüyor,” dedi. “Bu bir örüntü. Her örüntünün de bir sebebi vardır.”

  3. Fıstık'ın hemen bir tahmini vardı: “Ampul eskimiştir. Ampuller eskir!” Mantıklı bir tahmindi, o yüzden denemeye karar verdiler. Yepyeni bir ampul takıp akşamı beklediler.

  4. Saat onda yeni ampul de tıpkı eskisi gibi söndü. “Demek ki sorun ampulde değil,” dedi Piko ve listesinden çizdi. “Cevap hayır çıksa da iyi bir deney yine iyi bir deneydir.”

  5. Hedgie'nin aklına daha ürkütücü bir fikir geldi. “Belki biri gizlice girip ışığı kısıyordur.” Hece tüylerini kabarttı. “Baykuşlar karanlıkta mükemmel görür,” dedi. “Ben nöbet tutarım.”

  6. Hece bütün gece gözlerini dört açıp korkulukta oturdu. Merdivenden kimse çıkmadı. Düğmeye kimse dokunmadı. Ama saat dokuzu biraz geçe ışık yine yavaş yavaş söndü. Sabah esneyerek anlattı: “Gizlice giren yok. Sadece bir sır var.”

  7. Acele etmeyi hiç sevmeyen Tosbi o sırada fenerin kullanma kılavuzunu okuyordu. “Lamba bir pille çalışıyor,” dedi ağır ağır. “Pil de gün boyunca çatıdaki güneş panelleriyle doluyor. Ya pil tam dolmuyorsa?”

  8. Piko gün batarken pil göstergesine baktı. Gösterge dolu yerine yarım diyordu. “Paneller yeterince güneş toplayamıyor,” dedi. “Ama bütün hafta hava güneşliydi.” Bakılacak tek bir yer kalmıştı: çatı.

  9. Dar merdivenden tırmandılar; rüzgârda herkesi Ritim'in kolları tuttu. Çatıda güneşte parıldayan dört panel vardı. Üçü tertemizdi. Dördüncüsünün üstü ise baştan sona çalı çırpı ve yosundan koca bir yığınla kaplıydı.

  10. Fıstık yığını temizlemek için uzandı, sonra donakaldı. “Durun!” Yığının tepesinde bir martı oturuyordu, altında da üç benekli yumurta. Martı onlara “Benim!” der gibi baktı.

  11. “Örüntünün sebebi bu,” diye fısıldadı Piko. “Martı yuvasını her gün biraz daha büyütmüş, panel de her gün biraz daha az güneş almış.” “O zaman yuvayı kaldıralım,” dedi Hedgie. Ama Hece başını iki yana salladı. “İçinde yumurta olan bir yuvaya asla dokunulmaz. Anne geri dönmeyebilir.”

  12. Böylece sorunu başka bir yoldan çözdüler. Tosbi depoda yedek bir panel buldu. Hep birlikte onu yukarı taşıdılar ve çatının güneşli tarafına, yuvadan uzağa yerleştirdiler. Gün batarken pil göstergesi DOLU diyordu.

  13. O gece ışık sabaha kadar denizi taradı, eskisi kadar parlak. Üç hafta sonra yuvadan üç tüylü yavrunun cik cik sesleri gelmeye başladı. Piko defterine son satırı yazdı: Sır çözüldü. Fenerin artık dört yeni bekçisi var.

Şişedeki Mesaj 9–10 yaş

  1. Ritim deniz dibini topluyordu ki kollarından birine yeşil, parlak bir şey çarptı. Bir şişe! Mantarı eski, kırmızı bir mumla mühürlenmişti ve içinde rulo yapılmış bir kâğıt vardı.

  2. Piko kâğıdı dikkatle çıkarırken herkes kumsalda başına toplandı. Bu bir mektup falan değildi. Yalnızca iki sıra sayı vardı: 4 1 17 ve 14 1 28 1 22 11. “Telefon numarası mı bu?” dedi Fıstık. “Kimi arayacağız, balıkları mı?”

  3. Hece gözlüğünün üstünden sayılara baktı. “Bakın,” dedi. “Hiçbiri yirmi dokuzdan büyük değil. Peki alfabemizde kaç harf var?” “Yirmi dokuz!” dedi Piko. Anteni ışıl ışıl yandı. “Her sayı bir harf!”

  4. Hep birlikte alfabeyi saydılar; pençeler, kanatlar, kollar havadaydı. Dört Ç. Bir A. On yedi N. “ÇAN,” diye okudu Hedgie. Sonra on dört, bir, yirmi sekiz, bir, yirmi iki, on bir: K, A, Y, A, S, I. “ÇAN KAYASI!”

  5. Çan Kayası'nı herkes bilirdi: kumsalın ucundaki, ters dönmüş bir çana benzeyen kocaman kaya. Kâğıdın arkasında minicik bir çizim vardı. Kuzeyi gösteren bir okun yanında 20, doğuyu gösteren bir okun yanında 7 yazıyordu, bir de küçük bir çarpı vardı. Çarpının altında tek bir ayak izi duruyordu: üç parmaklı.

  6. Çan Kayası'nda Fıstık, Piko'nun pusulasıyla yüzünü kuzeye döndü ve yüksek sesle sayarak yürüdü. “On sekiz, on dokuz, yirmi!” Sonra doğuya yedi adım. Kazdı da kazdı... ama kumdan ve çok şaşırmış bir yengeçten başka bir şey bulamadı.

  7. “Belki benim adımlarım kısadır,” dedi Tosbi ve bir de kendisi denedi. Yirmi adımı onu kayanın ancak biraz ötesine götürdü. Hedgie'nin adımları da minicikti. Piko'nunkiler ise uzun ve tıngırdaktı. Her biri bambaşka bir yere varıyordu.

  8. “Adımların sorunu bu işte,” dedi Piko. “Herkesin adımı farklı boyda. Çarpıyı bulmak için haritayı çizenle aynı adımlarla yürümemiz gerek.” Hepsi üç parmaklı ayak izine baktı. Sonra da Hece'ye.

  9. Hece kendi ayağını kaldırdı. Üç parmak, tıpatıp aynı biçim. “Büyükannem çok eskiden bu fenerde yaşarmış,” dedi usulca. “Bulmacalara bayılırmış. Her şeyi bir ayak iziyle imzalarmış.”

  10. Böylece Hece haritayı kendi baykuş adımlarıyla yürüdü: kuzeye yirmi, doğuya yedi. Bir tutam deniz otunun yanında durdu. Fıstık kazmaya başladı ve patileri hemen sert bir şeye çarptı. Tak!

  11. Köşeleri paslanmış, küçük, teneke bir kutuydu bu. İçinde katlanmış bir gökyüzü haritası vardı; bütün takımyıldızlar gümüş mürekkeple birleştirilmişti. Bir de titrek bir baykuş el yazısıyla yazılmış bir not.

  12. “Bunu çözecek kadar meraklı olana,” diye okudu Hece. “Yıldızlar dünyanın en eski bulmacasıdır. Başını kaldır, örüntüleri bul, sonra da bir sonraki meraklı için kendi bulmacanı hazırla.”

  13. O gece yıldız haritasıyla kumsala uzandılar. Büyükayı'yı buldular, Kassiopeia'nın W harfini buldular, bir de Büyükanne Baykuş'un kendi uydurduğu Fener Bekçisi takımyıldızını.

  14. Yatmadan önce yeni bir mesaj yazdılar, her harfi bir sayıya çevirdiler ve yeşil şişeye koyup mühürlediler. Ritim şişeyi koyun çok ötesine götürüp bıraktı. Bir yerlerde, bir gün, meraklı biri onu bulacak.